İnsan Olmak

Mevlana ‘ nın çok sevdiğim bir sözü ile başlamak istiyorum. “Ne fark eder ki, kör insan için elmas da bir, cam da … Sana bakan kör ise SAKIN kendini camdan sanma! ” Ne kadar derin ve güzel bir sözdür bu. İnsanın kendi değerinin farkında olmasının ne kadar önemli olduğunu çok keskin bir dille vurgulamıştır.

Farkındalık kavramı yaşamın pek çok alanında hayati önem taşır esasında. Öncelikle insanın kendi gerçeklerinin farkında olması gerekliliğinden bahsetmek istiyorum. İnsan önce kendi değerinin, yapabileceklerinin ve sahip olduklarının ne kadar değerli olduğunun farkında olmalıdır. Daha sonra ise yaşadığı çevrenin, ait olduğu ailenin ve yaşadığı ülkenin gerçeklerinin farkında olmalıdır.

Kendi gerçeklerini net bir şekilde görmeli, kendi gerçeklerinin farkında olmalıdır ki boş hayaller peşinde koşarken aslında sahip olduğu en değerli özelliğini yani insanlığını kaybetmemelidir.

Neden, nasıl ve niçin sorularının ayırdına varmalıdır. Kendisine empoze edilen dayatma öğretilerin ne kadar doğru olduğunu sorgulamalıdır.

Düşünmelidir insan, sorgulamalıdır, araştırmalıdır, sorular sormalı ve cevapları bulmak için her kaynağı incelemelidir.

Nedir yaşamak? Önce bunu sorgulamalıdır. Yaşamak; yemek, içmek, nefes alıp vermek, uyumak ya da cinsellik ten mi ibarettir sadece? Bütün bu saydıklarımız canlı olan tüm varlıklar içinde geçerli değil midir? O halde bizi diğer canlı varlıklardan ayıran nedir?

İnsan doğmuş olmak, insan olmak için yeterli midir?

Ne yazık ki insan doğmuş olmak bizleri insan yapmıyor ve bana göre insan doğmuş olan her varlık ne yazık ki insan değil… İnsan olmaktan çok uzak insansılarla dolu çevremiz…. Yazık…

İnsan olmak nedir? İnsan olmak bana göre farkındalık ile başlar. Yani insan olduğunun ve bunun ne anlama geldiğinin farkında olmakla başlar. Allah’ın onu nasıl bir varlık olarak yarattığını idrak etmekle başlar.

İnsan kimdir? İnsan doğmuş olan her varlık insan değilse gerçek anlamda insan diyebileceğimiz varlıklar kimlerdir?

Peki nasıl insan olunur?

Bana göre Allah’ın verdiği zekayı, aklı, iradeyi doğru kullanmakla, merhametle, şefkatle ve en önemlisi vicdanla insan olunur. Empati duygusu ne kadar gelişmiş ise insan olmaya o kadar yakındır. Kendisini diğer insanların, diğer varlıkların yerine koyabilme yetisini ne kadar arttırırsa, işte o oranda da insan olma yolunda büyük ve değerli bir adım atmış olur.

Bugüne kadar gelen dinleri ve bu dinlerin kitaplarını incelediğimizde çok net göreceğimiz bir şey vardır. Tüm dinler de Tanrı insana aynı şeyleri emreder. Öldürmeyin, çalmayın, zina etmeyin, iftira atmayın, gıybet etmeyin vs. gibi. Yani kısaca insan olmanın yolunda yapması gereken en temel kavramları öğretir, yasaklar, emreder, ceza ve mükafat vaat eder.

Çok zor bir şey midir insan olmak?

Günümüz koşullarında evet zor bir şeydir insan olabilmek ve insan kalabilmek. Dürüstlüğün prim yapmadığı, her şeyin kokuşmuş bir çark içinde döndüğü bu düzende insan gibi insan olmakta, öyle kalabilmekte zor iştir. İnsansa yaradılışı itibari ile zayıf bir varlıktır. Kolayı seçer ve farkında olmadan insanlığından her geçen gün bir parça kaybeder.

İnsan bedeninin olduğu kadar insan ruhunun da beslenmeye ihtiyacı vardır. İnsan ruhunu hırsla, öfkeyle, nefretle, acı ile beslerse geriye kalan sadece et, kan, sinir ve insansı bir fizyolojik yapı olur ama buna insan demek mümkün değildir.

Acıma duygusunu kaybetmiş, vicdandan yoksun, bencil, çıkar odaklı, ikiyüzlü, nefretle dolu, öfkeli, riyakar bir varlığa insan demek mümkün müdür?

İnsan; ruhunu ne kadar sevgi ile beslerse, af etmeyi, unutmayı, kaybetmek yerine kazanmayı öğrenirse, işte o oranda insan olur ve insan olma onurunu da hak ederek taşır.

İnsan olmak bir onurdur. İnsan bedeni ve onuru her şeyden değerlidir. İşte bunun farkında olan insan hem kendi onuruna ve bedenine sahip çıkacak, hem de diğer insanların onurlarını ve bedenlerini kirletmeyecektir.

Böyle bir insan kendisine yapılmasını istemediği hiçbir şeyi bir başka insana yapmayacaktır.

Aslında çok derin ve karmaşık olan insan olmak kavramının pek çok çarpıcı örnekle altı çizilebilir. Lakin yaşamın içinde dehşete düşüren, trajikomik, insan olan herkesin yüreğini burkan, içini acıtan o kadar çok olayı okuyor, izliyor, görüyor ve yaşıyoruz ki ben bu konuda bir örnekleme yapma ihtiyacı bile hissetmiyorum.

Son olarak maskesiz, doğal, açık, net, şeffaf, dürüst, kalbi örümcek ağları ile kaplanmamış, sevgi dolu, vicdan sahibi, merhametli insanların hayatımızdan hiç eksik olmamalarını temenni ediyorum.

Ve Allah kendini insan zanneden bütün insansı varlıklara da biraz akıl, fikir, vicdan nasip etsin, kalplerinde ki mühürleri kaldırsın ve onları gerçekten insan olma onuru ile taçlandırsın diyor ve susuyorum….

Reklamlar

KONKORDATO NEDİR? KANKORDATO ŞARTLARI VE UYGULAMASI

Konkordato, borçlu ve alacaklılar arasında, borçların nasıl, ne vadede ödeneceğine dair anlaşmanın mahkeme tarafından onaylanmış halidir. Bir tür iflas anlaşmasıdır. Borcu olan, iflasın eşiğindeki şirket, konkordato ilan ederek alacaklılarıyla anlaşmaya gitme yolunu seçer. Bu durumda, örneğin alacaklılar “ben borcun faizinin bir bölümünden vazgeçiyorum.”, “borcun 20 vadede ödenmesine razıyım.” gibi bildirimlerde bulunur. İki taraf anlaşmışsa bu anlaşma Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından onaylanır. Böylece borçlu şirkete ikinci bir şans tanınır.

Her ne kadar konkordato, iflastan kurtulma seçeneği olarak görünse de konkordato ilan etmiş şirketlerin çok az kısmı yeniden toparlanabilmektedir.

Konkordato, İcra ve İflas Kanunu’nun 285-309. maddeleri arasında düzenlenmektedir.

Konkordato tarihinden 2 yıl 5 ay ( 3+2 ay, 1 yıl + 6 ay ve 6 ay tasdik süreci) süre içinde konkordatonun sonuçlandırılması şartı bulunmaktadır.

Borçlu, konkordatoda borcun en az yarısını karşılamayı taahüt etmeli, teklif ettiği ödeme mevcut varlıklarda yeterli olmalıdır. Eğer mevcut varlıklar örneğin borcun %80’ini karşılıyorsa, konkordato borcun %80’ini kapsar.

Günümüz eğitim

beverage-black-coffee-coffee-2312369

Geçmişten günümüze kadar süren eğitimin meyvelerini yeme zamanı geldi diye düşünüyorum, bilirsinizki insanoğlu yıllardır birileri tarafından eğitilir, bilgi edindirtilir, peki günümüz eğitimi nasıl hiç düşündünüz mü, o halde başlayalım, insanlar yaşına bakmaksızın eğitim görürler ve kendine edindiği hedefleri uğruna eğitim görüp bir yerlere gelmeyi, kariyer yapmayı, kendini belli bir konuda bilgin yapmayı hedefler ve sürekli eğitim alıp çalışırlar, kimileri hedeflerine ulaşırken kimilerine hedefinden vazgeçmişlerdir artık.Peki eğitim almanın yani okumanın tek hedefi daha çok para kazanmak daha iyi kariyer yapmak mıdır, çoğu kişiye göre evet, ama bana göre eğitim sadece para ve kariyer için değil insanlık, cömertlik, hayatından fedakarlık etmek gibi güzel yanları da vardır ki bu güzelliği çoğu insan göremez. Albert Einstein’ın da dediği gibi Eğitim insanın okulda öğrendiği her şeyi unuttuğunda arta kalan şeydir.